Dr. Servet AVŞAR’IN YAZI DİZİSİ; EMPERYALİZMİN ERMENİ SOYKIRIMI YALANI-III

0

“Ermeni Meselesi”, XIX. Yüzyılın sonundan itibaren diplomasi ve basında sıkça yer almaya başlayan bir konudur. Özellikle 1890’lı yıllardan 1915 yılına kadar, rakamlar değişiklik gösterse de, en yükseği 1.500.000 Ermeni’nin Türkler tarafından katledildiği ve Ermenilerin zulme uğradığı iddiaları vardır.

Mesele genel olarak; Doğu Anadolu’da reform yapılması, özerklik elde edilmesi, Ermenistan’ın bağımsızlığının elde edilmesi, Ermenistan’ın iki parçasının birleştirilmesi, Ermeni platosu üzerinde bağımsız bir Ermenistan Devleti’nin kurulması ile sözde “Ermeni Soykırımı”nın tanınmasından oluşmaktadır.

Bütün bu mevzular zaman içerisinde büyük devletlerin de müdahalesiyle uluslar arası bir boyut kazanmış ve Türk diplomasisinin en önemli konularından biri haline gelmiştir.

Ancak meselenin böyle uluslar arası bir sorun almasında Emperyalist devletlerin başta İngiltere’nin rolü büyüktür. Peki, İngiltere Ermenilerle niçin ve ne zaman ilgilenmeye başlamıştır? Ermenileri sahiplenmekle ne amaçlamışlardır? İşte bu sorulara verilecek cevaplar bu meselenin ne kadar inandırıcılıktan uzak ve hukuki hiçbir dayanağı olmayan bir konu olduğunu da açık bir şekilde ortaya koyacaktır.

İngiliz Hükümeti’nin özellikle 1830’lardan Birinci Dünya Savaşı’na kadar Ermeni Meselesi’nin çeşitli safhalarındaki rolü hep belirleyici bir etken olmuştur.

Ermenilerin İngilizler ile tanışıklığı ve bu ülkedeki ağırlıkları XVII. Yüzyıldan itibaren artmıştır. Ermenilerin tüccar olarak İngiltere ile ticaret yapmaları ve doğulu toplum olarak doğu dillerini bilmeleri ve din olarak da Hıristiyan olmaları İngilizlerce önemsenmelerine sebep olmuştur. Çünkü İngiltere için Asya’yı sömürgeleştirme siyasetinde Ermenilerden istifade edebilirlerdi. XIX. Yüzyıla doğru ise yıkılması muhtemel Osmanlı Devleti’nde kendilerine bağlı bir devlet olarak Ermenileri görmek istemeleri İngiltere’yi Ermeniler’e yaklaştıran sebeplerin başında gelmiştir.

İngiltere Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışabilmek için 1840’lı yıllardan itibaren Ermenileri sahiplenmeye başlamıştır. Yapmış olduğu misyonerlik faaliyetleri ile Gayr-i Müslim tebaa ve Osmanlı Müslüman tebaası içinde Protestan mezhebine taraftar bulmaya çalışmıştır. Böylelikle hem Osmanlı Devleti’ne rahat müdahale edebilme hem de İmparatorluk üzerinde oluşturulmaya çalışılan diğer emperyalist büyük devletlerin nüfuzunu sınırlayarak onların etki alanlarını daraltmayı amaçlamıştır. Savaş öncesinde İstanbul Konferansı’nın toplanmasına taraftar olmuş sonrasında ise Osmanlı Devleti’nin Ermeniler lehine reform yapmasına zorlayıcı olmuştur. Bu durum Birinci Dünya Savaşı’na kadar hep böyle gidecektir. Ama İngilizler’in Ermeniler’i çok sevdiğinden veya çok düşündüğünden değil Osmanlı Devleti üzerindeki çıkarlarını temin açısından bu durumun daha uygun olduğunu düşündükleri için tamamen taktiksel ve ekonomik bir yaklaşımla bir yakınlık göstermişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı’nı başlangıcında ise İngiliz –Ermeni ilişkileri yürütecekleri propagandanın etkisi ile yeni bir boyuta dönüşecek ve İngiltere’nin başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere diğer tarafsız devletleri etkilemede ve kendi taraflarında savaşa dâhil edilmesinde kullanılabilecek en etkili unsur olarak devam edecektir.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Osmanlı Devleti üzerinde emelleri olan devletler, uzun süreden beri aralarında çekişme konusu olan Türkiye’nin paylaşılması meselesini yaptıkları gizli müzakereler ve gizli antlaşmalar yoluyla sonuçlandırmışlardı.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi ile birlikte kağıt üzerinde gerçekleştirdikleri bu paylaşımı uygulama fırsatını bulduklarını düşünmeye başlamışlardır. Ancak bu antlaşmalar incelendiğinde Osmanlı Devleti’nin paylaşımı projelerinde İtilaf Devletlerinin Ermeni isteklerini dikkate almadıkları, Ermeniler’in “Büyük Ermenistan” adını verdikleri Doğu Anadolu’nun Kafkasya ile birlikte Rusya’ya ilhak edildiği ve Kilikya’daki “Küçük Ermenistan”ın ise Fransızlara bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Yapılan görüşmeler sırasında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu uzmanı Sir Mark Sykes, Ermeni Sorununun dört formülle çözümlenebileceğini iddia etmiştir. Bunlardan birincisi, Türk hâkimiyeti altında bir Ermeni Devleti kurmaktı. İkinci olarak, tarafsız idarecilerden yönetimi ve milletlerarası denetim altında bir Ermeni Devleti teşkili idi. Üçüncü bir yol ise Ermenistan’ı tamamen Rusya’ya teslim etmektir. Dördüncü ve son olarak ise Ermenistan’ın Fransa ile Rusya arasında paylaştırılması idi.

İngiltere’nin yerine getirilemeyeceğini bile bile Ermenilere birtakım vaatler vermekten geri durmaması ve böylece onların sempatisini kazanmaya çalışması son derecede dikkat çekicidir.

Ancak İngiltere’nin bütün bu gayreti Ermenilere karşı duyduğu sevgi ve muhabbetten ziyade Birinci Dünya Savaşı sırasında propagandanın etkin ve yıkıcı gücünü fark etmesindendir. Çünkü Osmanlı Devleti’ndeki Türk olmayan toplulukların bağımsızlığı İngiltere’nin savaşın başındaki emellerinden biri değildi. Ayrıca bu tutumunu 1917 yılına kadar da muhafaza etmişti. Savaşta İngiltere’nin bir amacı vardı o da Almanya’yı yenmekti.

İngiltere gayet iyi anlamıştı ki, devletlerarası münasebetlerde yürütülen propaganda mücadelesi, savaş meydanlarındaki kanlı çarpışmalar kadar önemliydi. Bu amaçla İngiltere Parlamento Savaş Amaçları komitesi 1914 Ağustos’unda Wellington House olarak bilinen bir basın bürosu açarak propaganda faaliyetlerine başlamıştır.

Welligton House’un vazifesi, diğer bütün propagandacılarınkine benzer olarak gayet basitti. Bu vazifeler düşmanları mümkün olduğunca kötü göstermek, dostları ve özellikle de İngilizleri olabildiğince iyi göstermekti. Yayınlar sadece kitaplar ve küçük broşürlerden ibaret değildi. Basın açıklamaları, makaleler ve diğer materyalleri içermekteydi.

Bu propagandaların doğal olarak temel hedefi Almanya idi. Ancak Türklere yönelik olarak da ciddi bir gayret sarf edilmiştir. Türklere yönelik propagandaların genel teması ise şöyleydi: “ Türkler yönettikleri bütün ülkeleri harabeye çeviren cahil yöneticilerdir. Ortadoğu’da Avrupalı bir yönetim tercih sebebidir. Türkler, özellikle Hıristiyanlıktan olmak üzere diğer bütün dinlerden nefret eden Müslümanlardır. Bunlar her zaman Hıristiyanlara kötü davranmışlardır.”

1915 yılının sonlarına doğru dünya savaşı İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan İtilaf devletleri açısından kötü gitmeye başlamıştı. Özellikle İngiltere ve Fransa ordularını çıkardıkları Gelibolu’da büyük bir Türk direnişi ile karşılaşmışlardı. İskenderun bölgesinde ikinci bir savaş kesimi kurmayı ve aralarında Ermeniler de olmak üzere yerli Hıristiyan azınlıkları bu amaçları için kullanmayı planlıyorlardı. Ayrıca o güne kadar kendilerine taraftar olarak görünen ancak henüz savaşa girmeyen Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Yunanistan ve ayaklandırılmaya çalışılan Haşimi Araplarını kendi yanlarında savaşa sokmaya çalışıyorlardı.

İngiltere savaş sırasında Osmanlı Hükümeti’nin meşru sebeplere dayanarak 1915 yılında Ermenileri tehcir ettirmesini ise Hıristiyanların Müslümanlar tarafından katledilmesi şeklinde propaganda malzemesi olarak kullanma fırsatını kaçırmayacaktır. Bu kapsamda derhal harekete geçen Wellington House, Ermeni kaynakları ile taraftarlarının ikinci, hatta üçüncü elden toplanan, doğruluğu kontrol edilmemiş belgelerin bir araya getirilmesiyle The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire 1915-1916 (Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler’e karşı Muamele 1915-1916) adı altında bir kitap çıkarmıştır.

Mavi Kitap (Blue Book) olarak da bilinen bu kitap İNGİLİZ Parlamentosu onayıyla 1916 yılında Wellington House, yani Savaş Propaganda Bürosu tarafından diplomat James Bryce ile tarihçi Arnold Toynbee tarafından Londra’da yayımlanmıştır. Bu iki kitaptan oluşmaktadır.

Kitaplardan birincisi Almanlar aleyhine yazılan ve Belçika cephesinde Almanların kadınların göğüslerini kestiğini, insanları öldürüp sabun yaptıklarını anlatıyor ve ‘Alman Mezalimi’ başlığını taşıyordu. İkincisi ise ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Muamele’ adlı kitaptı. Kitapların amacı, ABD’yi Birinci Dünya Savaşı’na girmeye kışkırtmaktı.

 Kitabın Osmanlı Devleti’ne yönelik olarak hazırlanan ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Muamele’ isimli kısmında; son derece asılsız ve tamamen propaganda amaçlı bir içerik oluşturulmuştur. Tehcir (zorla göç ettirme) sırasında Osmanlı topraklarında yaşayan 1 milyon 800 bin Ermeni’den üçte birinin katledildiğini ifade edilerek, 150 tanığın ağzından tehcir sırasında yaşanılan olaylara yer verilmiştir.

Mavi kitaptaki esas problem yazılanların gerçek dışı olmasının yanı sıra Türk tarafına hiçbir şekilde söz hakkı verilmemiş olmasıdır. Sanki hiçbir Türk ölmemiş, hiçbir Ermeni öldürmemiştir. Ermeni çetelerinden, Osmanlı Meclisi’ndeki Ermeni temsilcilerin Ruslarla işbirliği yapmak Türklere karşı savaşan silahlı çetelere liderlik etmelerinden, Van’da giriştikleri katliamlardan, bir milyondan fazla Müslüman’ın Ruslar ve Ermeniler tarafından göçe zorlanmasından hiç söz edilmemiştir.

Kitabın hazırlandığı dönemde bu çalışmaların içerisinde bulunmuş olan Toynbee de ancak sonraki yıllarda bunun bir propaganda kitabı olduğunu anlayınca bu işe “alet olmanın” da etkisi ile pişmanlığını dile getirmiş ve Mavi Kitap’ın doğruluğu konusunda şüpheli ve Ermeniler için tereddütler içeren ifadelerde bulunmuştur.

Osmanlı Hükümeti de bu kitabın yayınlanması üzerine derhal harekete geçmiştir. İngiltere’de yayınlandığı bildirilen bu kitabın biran önce temin edilerek gönderilmesini istemiştir. Bu kitabın analizinin yapılması için talimatlar verilmiştir.

Hükümet yetkilileri bu kitabın Lord Bryce’e ısmarlama yazdırılan bir kitap olduğunu gayet iyi biliyordu. Kitap başta Avrupa ve Amerika’da Osmanlı Devleti’ne karşı yürütülen menfi propagandaya yönelik olarak kullanılıyordu. Hâlbuki Osmanlı Ermenileri diğer unsurlarla tarih boyunca beraber yaşamışlardı. Ermeni olaylarının çıkış nedenleri ve Ermeni Meselesi’nin yeniden gündeme getirilmesinin gerçek amacı ise; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın daha önce planladıkları “Osmanlı Devleti’ni parçalaması ve Paylaşılması” projesini uygulamaya yönelik faaliyetleri idi.

Sonuç olarak; Savaşın son yıllarında, “ Türkiye ile birlikte müttefikleri ortaklaşa Ermenilere zulüm yapıyor” iddiaları, aslında İngiliz Hükümeti’nin kendisine yöneltilen “İngilizler toprak kazanmak maksadıyla Emperyalist bir savaş yapıyor” suçlamalarını gölgelemek için kullandığı bir propagandadan başka bir şey değildir.

Ermeniler ise, Osmanlı Devleti’nin dışta itibarını sarsmak için özellikle İngilizler tarafından başlatılan propaganda ve onun doğurduğu temel kavramlar ile Türklerin kendilerine zulüm, baskı, şiddet ve soykırım uyguladıkları yalanını kamuoyuna duyurmak için var olan bütün imkânlarını kullanmak suretiyle çalışmışlardır. İşte bütün bu uğraşıların sonucunda Ermeni Sorunu ortaya çıkmıştır.

  Kaynakça

 Karacakaya, Recep; 1908-1923 Türk Kamuoyu ve Ermeni Meselesi, İstanbul, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2005.

Küçük,Cevdet; Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesi’nin Ortaya Çıkışı, İstanbul,1984.

Öke, Mim Kemal; Ermeni Sorunu, İstanbul ,1996.

Selvi,Haluk; Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu ve Avrupa, Sakarya Üniversitesi Türk- Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi Yayını, Sakarya,2006.

Şahin, Enis; “ Bir Ermeni Propaganda Klasiği: Mavi Kitap (Blue Book)”,  http:/turksandarmenies.marmara.edu.tr./

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here